19 Mayıs Ahh şu Gençlik ve Spor Bayramı

Bir zamanlar binbir güçlükle hazırlanan törenler vardı. Güneşin altında onlarca kez prova yapıp hazırlandığımız, öğretmenlerimizin avuç içiyle yanaklarımızın tozunu aldığı törenler. Hani şu protokolün önünden askeri bir edayla yürüdüğümüz…

Zamanın etkileri devletimizi resmi programlar konusunda köklü bir değişim yapmaya mecbur bıraktı. Gençlik ve spor bayramını kutlayalım derken gençlere yapılan eziyetin farkına varıldı. Askeri vesayetin izlerini silmek istedi büyüklerimiz, haklılardı. Fakat ne olduysa bunu değiştirirken oldu, eldekini de kaybettik. Keşke yanlışlarımızı düzeltmeye çalışırken olgunun mevcut doğal yapısını korumayı başarabilsek. Ama özümüz bu. Yapmazsak rahatlayamayız.
Rizeli bir müteahhit günün birinde çok eski zamanlardan kalma, ana yapısını korumayı öyle ya da böyle başarmış bir kalenin restorasyon işini alır. Tabiki kalenin bazı noktalarında onarıma ihtiyaç vardır. İhale şartnamesinde onarım yapılırken aslını koruma şartı 1.sıradadır. Neyse iş başlar.

Beklenenden az bir günde onarım işi biter. Kaleye bir bakarlar, surların hepsi düz betonla sıva edilmiş, açıkta kalan kısımlara da çatı yapılmış. Herkes şaşkınlık içerisinde. Yüzyıllardır kendini koruyabilen kale artık 3+1 daire biçimini almıştır. Kalenin surları biraz daha uzatılmış hatta yeni burç dahi eklenmiştir. Hemen Rizeliye sorarlar ‘Bunu neden yaptın, oldu mu bu şimdi?’ diye. Rizeli de gayet tok bir ses tonuyla “bunlar da benden olsun, koca yeri boş bırakamazdım” der…
Mısır’da bulunmuş çok eski bir döneme ait kil tabletin birinde “Yeni doğanlar bizden çok farklı” yazmakta. Günümüz çevirisi ise “Bizim zamanımızda böyle olmazdı, ahh şu zamane gençliği yazık yazık” gibi cümleler. Yani nesiller arası farklılık her dönemde olmuştur, olacaktır da. Tüm milletler için de geçerlidir bu durum. Hatta Türk milleti olarak bunu dilimizde yaşatmaya bile karar verdik. Aralarında yaşça 11 yıl(nesil fark endeksi) olan 2 kişinin birbiriyle anlaşamadığı sosyal konuların tümüne -Kuşak çatışması- adını verdik. Mesela bir baba düşünün gözü gibi baktığı bir arabası var. Oğlu da sürekli arabayı istiyor kendinden. Bu durumdan rahatsız olan baba “Biz gençken günde 5 saat yürürdük okula gitmek için, çok tembel bunlar çok.” sitemiyle uyarısını yapar. Bu uyarı oğlunun ne kadar umrunda olur bilinmez. Babanın yorumu bu sefer de şimdiki gençler çok umursamaz olacaktır. Ey Baba beni iyi dinle o devirlerde araba sayısı zaten çok az. Ayrıca halkın %95’inin maddi durumu kötü. Keyfi bir tercihte bulunamadın ki sen? Mevcut imkanlar seni yürümeye mecbur bırakmış. Ulaşım sorununu yürüyerek çözüme kavuşturmuşsun. Alışkanlıkların, seni mutlu den şeyler, yorgunluk sınırın kısacası seni sen yapan her faktör dönemin kalıplarında şekil almış. Sen her köşede bir düzine araba ve cebinde de para varken bir yere gidebilmek için 5 saat yürürsen eğer işte o zaman sporcu kişilik nutukları atabilirsin. Biz büyüklerimizden ne kadar farklıysak gençler de bizden bir o kadar farklı olacaktır. Farklı görüşlerle karşılaştığımızda korkmamıza, acımasız eleştirilerde bulunmamıza inanın hiç gerek yok. Mühim olan 100 yıl önce Kurtuluş savaşında vatan denilince titreyen bir gençlik ruhunun şimdi de olabilmesi. Yani temel değerlerimize sahip çıkabilmek.

 

Bunu da 15 temmuzda hepimiz gördük. Şehit olanların yarısından fazlası 30’lu yaşlarda sürekli eleştiri malzemesi olan genç kardeşlerimizdi. Bizi millet yapan değerlerin kaybolmaması dileğiyle…

 

Gençlik bize ışık olsun…

 

14.05.2017

 

ByMuDe

Bir önceki yazımız olan Kulluk ve Kul Olmak... başlıklı makalemizde chat ve sohbet hakkında bilgiler verilmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sitemap / Chat / Sohbet