İstanbul Galata Kulesi’nin Hikayesi

Bazısı yangınları haber vermek, bazısı halkın vaktine ayar vermek için yapıldı. Pek çok efsaneye, şiire konu oldular, aralarında aşk dedikoduları bile çıkarıldı.

Aklı havada, başı bulutlara uzanan bu sivri yapılar modern muadili gökdelenlerden epey farklıydı. Siluetiyle dalga geçmeden şehirleri masal yerine çevirdiler. Tepesine çıkanı, yanında, yöresinde gezeni çağlar ötesine götürdüler.

Bu aralar bir de Galata Kulesi’nin dibine açılan belediye çaycısı nedeniyle gündemimizdeler. İstanbul’un yedi kulesi tanınmak, adım adım tepelerine çıkılmak için gelsin.

Yangının habercisi Beyazıt Kulesi olarak izlenebilmektedir. UNESCO, 2013’te kuleyi Dünya Mirası Geçici Listesi’ne dahil etti.

Bugün İstanbul Üniversitesi’nin Beyazıt’taki kampüsünde öğrencileri selamlayan kule aslında, 1749’da şehirde sık sık çıkan ve ahşap konakları küle çeviren yangınları haber vermek için yapıldı.
Başta ahşap inşa edilen kule 1756’daki Cibali yangınında ve 1826’daki yeniçeri ayaklanmasında zarar görünce iki yıl sonra Sultan II. Mahmut zamanında Senekerim Balyan’a kâgir olarak yeniden yaptırıldı. İstanbul’un meşhur yangınları, bu kuleden gündüz sarkıtılan sepetlerle, gece ise fener yakılarak haber verildi.

“Ağa bir çocuğun oldu”

Beyazıt Kulesi’nden işaretleri gören İcadiye Kulesi top atışı yaparak yangını bütün İstanbul’a duyururdu. Top sesini duyan İstanbullular yangının semtini öğrenmek için köşklü denilen yangın gözcülerini beklerdi.

Kulenin geleneklerine göre, yangını gören nöbetteki köşklü, “Ağa! Bir çocuğun oldu” derdi. Ağa da sorardı: “Kız mı, oğlan mı?” Anadolu yakası, Beyoğlu ve Boğaz’ın Rumeli yakası yangınları ‘kız’, İstanbul içi yangınları da ‘oğlan’ olarak anılırdı. Haberi alan ağa hemen kalkar, dolaptan bir çanak maytap çıkarıp yakarak İcadiye Kulesi’ne haber verir ve İcadiye’den yedi pare top atılarak yangın tüm ahaliye ilan edilirdi.

Hava tahmininden devrimci işaretlere

256 basamakla çıkılan 85 metrelik Beyazıt Kulesi, Cumhuriyet döneminde de yangın bildirmek ve meteoroloji tahminlerinin duyurulması için kullanıldı. Kule yeşilse ertesi günün yağmurlu, kırmızıysa karlı, sarıysa sisli, maviyse havanın açık olacağını müjdeledi. 1995’te son verilen bu uygulamaya 2010’den itibaren yeniden başlandı. Kule 2013’te müzeye dönüştürüldü.

Kule 1968’te, 6. Filo’nun gelişi ve sonrasında İTÜ Gümüşsuyu Kampüsü’nde Vedat Demircioğlu’nun öldürülmesinden sonra, devrimci öğrencilerce işgal edildi. Üzerinde orak çekiç ve Vedat Demircioğlu’nun olduğu bir bayrak asıldı.

Başı yukarıda Osmanlı topu

Beyazıt Yangın Kulesi’nin gökyüzüne bakan dev bir Osmanlı topundan ilham alarak inşa edildiği ve eskiden topları yukarı çevirmek barış sembolü olduğu için bu kulenin en barışsever kulelerden olduğu söylenir. Galata ile Kız Kulesi’nin aşkını kıskandığı dedikodular arasındadır.

İstanbul Üniversitesi öğrencileri arasında ise eskiden kulenin öğrencilerin kullanımına açık olduğu ancak bir intihar olayı sonucunda kapatıldığı da kulaktan kulağa fısıldanır.

İki tarih, iki imparator: Galata Kulesi

Dünyanın en eski kulelerinden Galata Kulesi’nin kesin yapılış tarihi bilinmese de iki tarih ve iki imparatorun adı tarih kitaplarındaydı. 507’de İmparator Justinianos’un veya 528’de Anastasios’un fener kulesi olarak yaptırdığı ileri sürüldü.

Bizanslıların Büyük Kule diye andığı Galata, 1204’deki 4. Haçlı Seferi’nde tahrip edilince 1348’de yığma taşlar kullanılarak yeniden yapıldı. Yeniden inşa edildiği yıllarda İsa Kulesi adı ile de anılan yapının yeni mimarı Cenevizlilerdi.

Hapishaneden rasathaneye

Osmanlı’nın eline geçtikten sonra 1509 depreminde büyük zarar gören kule, devrin ünlü mimarı Hayrettin tarafından onarıldı.

16. yüzyılda Kanuni döneminde Kasımpaşa tersanelerinde çalıştırılan Hıristiyan esirler için hapishane olarak kullanılan kule bu kötü şöhretini Sultan III. Murat döneminde kaybetti. Sultanın izniyle burada müneccim Takiyüddin tarafından bir rasathane kuruldu. Rasathane 1579’da kapatılsa da Galata bir kere bilime bulaşmıştı.

Çok geçmeden, 17. yüzyılın ilk yarısında IV. Murat döneminde Hezarfen Ahmet Çelebi, Okmeydanı’nda rüzgârları kollayıp talimlerini bitirip burayı gözüne kestirmişti bile.

Hezarfen, 1638’de tahtadan yaptırdığı kartal kanatlarını sırtına takıp Galata’dan atladığında herkesin yüreği ağzındaydı. Hezarfen’in Üsküdar Doğancılar’a bu zarif süzülüşü kuşları bile kıskandıracak, bu uçuş Avrupa’da da ilgi görürken İngiltere’de bu uçuşu anlatan gravürler yapılacaktı.

Felaketler silsilesi


17. yüzyılda bir süre mehter takımını ağırlayan kule 1717′den itibaren İstanbul’da peş peşe çıkan yangınlar yüzünden yangın gözleme kulesi olarak kullanıldı. Ahalinin duyabilmesi ve yangından haberdar olabilmesi için çalınan davulların sesi kulede çınlayıp dururken o yangınların birinden Galata da nasibini aldı ve 1797’de III. Selim döneminde kulenin büyük bölümü yandı.

1831’de Galata yine şehri kasıp kavuran başka bir yangında hasar görürken başına gelecekler bununla da sınırlı değildi. 1875’te bu kez bir fırtınada sivri külahı devrilen kule bu felaketlerden sonra, bugünkü görünümünü 1965’te başlayıp iki yıl süren onarımla kazandı.

Galata Kulesi
galata-siir
6 Haziran 1973
Pırıl pırıl bir yaz günüydü
Aydınlıktı, güzeldi dünya
Bir adam düştü o gün Galata Kulesi’nden
Kendini bir anda bıraktı boşluğa
Ömrünün baharında
Bütün umutlarıyla birlikte
Paramparça oldu
Bir adam benim oğlumdu

Uzun yıllar şehre tepeden bakan bu kadim yapı pek çok intihara da sahne oldu. Ama bunlardan en trajik olanı 6 Haziran 1973 günü ünlü şair Ümit Yaşar Oğuzcan’ın 15 yaşındaki oğlu Vedat’ın kuleden atlamasıydı. Bu olayda oğlunu kaybeden gözü yaşlı şair, acısını Galata Kulesi şiirindeki dizelere gömecekti.

Bir önceki yazımız olan Sosyal medyada küçük çocuklardan çıplak fotoğraf isteyen sapıklara dikkat! başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sitemap / Chat / Sohbet